Camın Ardındaki Sessizlik

Published on

in

Uzun zamandır oturuyordu pencerenin önünde.

Zaman durmuş gibiydi.

Dakikalar, yavaşça dökülen bir kum gibi sessizdi.

Rüzgâr, bir ölünün nefesini andırıyordu

soğuk, nemli, ürkütücü.

Gökyüzü…

Parçalanmış bir ayna sanki.

Her parçasında karanlığın başka bir yüzü.

Şehrin üzerine yavaşça çökerken,

o, kendi gölgesinin içine karışıyordu.

Kayboluyordu.

Camdan süzülen yağmur damlaları vardı.

Birbirine benzeyen, ama her biri başka bir acı taşıyan.

Ruhunun çatlaklarından sızıyor gibiydiler.

Her damla, bir mezar taşı kadar ağır düşüyordu cama.

Kaldırımlar sessizdi.

İnsanlar yürüyordu ama ayak sesleri yoktu.

Sanki şehir, kendi kalbini unutan bir bedene dönüşmüştü.

Ve o bedenin içinde, o da sessizce tükeniyordu.

Bir an başını kaldırdı.

Camda, kendi gözleriyle karşılaştı.

Ama o gözler…

Onlar ona ait değildi artık.

İki çukur gibiydi

karanlığa bakan, boşlukla dolu.

Bir yabancı vardı camın ardında.

Soğuk, tanımsız, ürkütücü derecede tanıdık.

Uzun süre baktı o yabancıya.

Baktıkça, içinden bir şey koptu.

Bir an kıpırdasa,

kendi ruhundan korkacağını biliyordu.

Zaman ağır akıyordu.

Saatin tik takları, bir tabut kapağının sesine benziyordu.

Evde bir uğultu vardı,

ama kimse yoktu.

Sanki her şey,

içinde çürüyordu yavaşça.

Kelimeler bile terk etmişti onu.

Artık sadece pencerenin ardındaki gölgelerle konuşuyordu.

Gölgeler sessizdi.

Ama dinliyordu sanki.

Bir an, pencereyi açmayı düşündü.

O soğuk havayı içeri almak istedi.

Belki de rüzgâr,

tenindeki son sıcaklığı da alır giderdi.

Ama korktu.

Çünkü biliyordu;

rüzgâr dışarıdan değil, içeriden esecekti.

Ruhundaki sessizliği dağıtırsa,

kendi karanlığıyla yüzleşmek zorunda kalacaktı.

Yağmur hızlandı.

Camdan süzülen her damla,

kanayan bir yara gibi iz bırakıyordu.

Her damla bir hatırayı çağırıyordu.

Odanın köşelerinde gölgeler toplanıyordu.

Geçmişin sesleri, fısıltılar gibi dolanıyordu havada.

Ama kelimeleri seçemiyordu.

Yalnızca bir uğultu…

Boğucu, derin, kederli bir uğultu.

Belki pencere bir kapıydı.

Belki dışarı baktığını sanıyordu,

oysa içeriye bakıyordu.

Kendi içine.

Orada, bir gölge vardı.

Kendi hayaletine benzeyen bir şey.

İnsan, kendi gölgesine bakmaktan korkar çoğu zaman.

O korkmadı.

Sadece dondu bakışları.

Çünkü içindeki o gölge,

kendinden daha canlıydı.

Bir düşünce saplandı zihnine.

Ya dünya yoksa?

Ya pencereden gördüğü her şey,

zihninde çürüyen bir rüyanın parçasıysa?

Bu düşünce, ürkütücüydü.

Ama bir o kadar da büyüleyici.

Belki gerçek olan tek şey,

pencerenin soğuk camıydı.

Ve o cama bırakılmış

titrek el izleri.

Gece büyüdü.

Şehir yavaşça silindi.

Işıklar söndükçe,

içindeki yankılar çoğaldı.

Artık bir Poe karakteri gibiydi:

karanlıkla dost, gölgeyle kardeş.

Kıpırdamadı yerinden.

Çünkü biliyordu;

kalkarsa,

pencere onu yutacaktı.

Ve belki o an,

bir yerlerde görünmeyen bir göz onu izliyordu.

Tanrısal bir sessizlikte,

bir pencerenin önünde oturan bir varlığı.

Dışarıyı değil,

Kendi içine düşen bir ruhu.

Belki Tanrı bile,

O anda onun kadar yalnızdı…

“Camın Ardındaki Sessizlik” için bir cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    mükemmel bir şiir olmuş. kaleminize sağlık.

    Liked by 1 kişi


Hey!

Hey there, fellow Robloxian! Whether you’re here to discover hidden gem games, level up your building skills, or just stay in the loop with the latest events, you’re in the right place. This blog is all about sharing the coolest things in the Roblox universe—from developer tips to epic game reviews. So grab your Bloxy Cola, hit that follow button, and let’s explore the world of Roblox together! 🚀


Join the Club

Stay updated with our latest tips and other news by joining our newsletter.