Gece yarısını çoktan geçti saat.
Şehir uyudu.
Sokak lambaları bile göz kapaklarını yarıya indirdi.
Kediler birbirine sokuldu, rüzgâr sesini kıstı.
Ama ben, hâlâ buradayım.
Aynı saatte, aynı yalnızlıkla.
Odamda saat tıkırdamıyor artık.
Çünkü kırıldı…
Senin adını söyleyemediğim bir gecede.
Zaman, bana küs.
Dakikalar ilerlemiyor,
saatler birbirinin üzerine düşüp paramparça oluyor.
Biliyor musun,
gece yarısı aşk daha ağır geliyor insana.
Gündüz saklayabildiğin her şey,
gece koynuna giriyor.
Sakladığım bütün kelimeler,
ışıklar sönünce fısıltıyla geri dönüyor.
“Onu seviyorsun” diyorlar,
ben de susuyorum.
Yastığımın kenarında bir boşluk var,
sana ayrılmış.
Ama sen bilmiyorsun.
Bilmemen belki daha iyi.
Çünkü bilseydin,
benim uykusuz gecelerim senin uykunu bölerdi.
Geceyi bir denize benzetiyorum.
Üzerine ayın kırık ışığı düşmüş,
dalgalar karanlıkta yavaşça kıpırdanıyor.
Ben o denizde kulaç atıyorum,
ama kıyıya hiç varamıyorum.
Çünkü kıyı sensin.
Ve sen bana hep uzak,
hep erişilmezsin.
Bazen saat üçte kalkıp pencereye bakıyorum.
Camda kendi yüzümü görüyorum,
gözlerimin altında geceyi taşıyan gölgeleri.
O an fark ediyorum:
Ben seni sadece sevmiyorum,
ben seni bekliyorum da.
Üstelik senin hiç bilmediğin bir bekleyişle.
Sabah olacak birazdan.
Güneş doğacak,
insanlar uyanacak,
ben yine gülümseyeceğim.
Ama bil ki,
gece yarısı benim gerçeğimdir.
Çünkü herkes uyuduğunda,
ben seni daha çok seviyorum.
