Sevgili Kendim,
Bugün, zamanın nasıl ağırlaştığını, nasıl ağır aksak aktığını fark ettim.
Her saat, sanki biraz daha yavaşlamıştı,
bir yaprağın rüzgârda süzülüşü gibi, sessiz ve yorgun.
Ben de o yaprak gibiydim aslında,
rüzgârın götürdüğü yere bırakılmış,
kendi yönünü arayan.
Biliyorum, hayat bazen böyle olur.
Bir an gelir, durup nefes alman gerekir.
Ama sen, çoğu zaman koşmaktan vazgeçmezsin,
kendini yorarsın, yıpratırsın.
Bugün, kendine biraz izin vermelisin.
İzin ver, dinlen.
Kaybolmak kötü değildir aslında,
özellikle kendini kaybettiğinde,
yeniden bulabilme ihtimali varsa.
Kaybolduğunda
yolların başka bir anlamı olur,
yeni köşeler keşfedersin.
Ama dikkat et, kalbini çok da zorlamadan ilerle.
Zorladığın zaman yaralar derinleşir,
iyileşmesi uzun sürer.
Senin hikâyen öyle sıradan değil.
Senin içinde bir dünya var;
sessiz, derin ve bazen çok karanlık.
Ama unutma, karanlık ne kadar derinse,
ışık da o kadar güçlü olur orada.
Biliyorum, bazen bu yük ağır geliyor.
Yaşam, bazen anlamını yitiriyor.
Ama o anlarda bile,
kendine sarıl,
kendine inan.
Çünkü sen, kendi hikâyenin en güzel kahramanısın.
Ve kahramanlar, en zorlu kışlarda bile
umutlarını kaybetmezler.
Bugün sana şunu söylemek istedim:
Yavaşla, dinlen, sev kendini.
Dünya acele etmiyor, sen de etme.
Kendine zaman tanı,
çünkü en güzel dönüşümler,
sabırla, kendi içinde yaşanır.
Sevgilerle,
